Yeni Yazılar
Ana Sayfa » Amerika » Amerika ‘da Road Trip Maceramız

Amerika ‘da Road Trip Maceramız

Amerika ‘da road  trip için kolları sıvamış ve ilk olarak güzergahımızı belirlemek için çalışmalara başlamıştık.  Nihai destinasyonumuz New York başlangıç noktamız ise Atlanta olacaktı. Bu yolculuk sırasında görebildiğimiz kadar yer görmeyi ve gezebildiğimiz kadar yer gezmeyi planlıyorduk. Bir ara kıyı şeridinden gitmeyi düşündük fakat süre çok uzadığı için vazgeçtik. Son olarak Atlanta, Charlotte, Virginia, Washington , Philadelphia , Atlantic City, New Jersey ve New York olarak güzergahımızı belirlemiştik. Yola çıkmadan önce arabımızı ne olur ne olmaz bakımına soktuktan sonra bismillah deyip seyahatimize başladık:)

Bizim road trip 5 kişiden oluşuyordu. Arabaya biraz zor sığıyorduk ama perişanlık road trip’in bir parçası deyip hiç şikayet etmiyorduk. Bu amaçla , ilk olarak Atlanta’yı gezmeye başladık.  Atlanta için toplam da 3 gün ayırmıştık ve hızlı bir şekilde epey bir yer görmemiz gerekiyordu. Seyahatimizi kültür turizmi ve bayanlardan dolayı mecburen mall turizmi olarak 2’ye ayırmıştık :). İlk gün, CNN binası, Coca Cola Museum, Georgia Aquarium, Olimpik Park ve GA Tech üniversitesi, 2.gün Botanik Garden , Stone Mountain ve Lenox Mall , son günse North Georgia Premium Outlet Mall, bir kaç Ross mağazası , JP Penny mağazasını gezme şeklinde programımızı yaptık.

Atlanta

İlk günkü programımızda yer alan yerler birbirlerine yakın olduğu için gezmenin baya kolay olacağını düşünmüştük fakat hepimiz günün sonunda dökülüyorduk. Ortak görüşümüz ise akvaryumun en ilginç yer olduğu yönündeydi. Orada bir görevliyle sohbet ettiğimizde , görevli bize bazı günler akvaryumun sabaha kadar açık olduğunu insanların minder ve yastıklarını getirerek  beyaz balinanın bulunduğu akvaryumun önünde uyuduklarını söylemişti.

Coca Cola Museum ve CNN ‘in çok bir esprisi yok açıkçası. Olimpik Park ve GA Tech’de birbirine çok yakın olduğundan oralara da şöyle bir uğradık.

Atlanta’da olan 2 .günümüze erkenden başlayıp, ilk olarak Botanik Garden’a gitmiştik.  Botanik Garden’da dünyanın çeşitli yerlerinde yetişen bitkileri ve ağaçları gördük. Özellikle rose garden ve japanese gardenı çok beğendik.:) Orada bir iki saat gezdikten sonra Stone Mountain’ a gittik. Yalnız çok şiddetli rüzgar olduğu için biz içeri girememiştik. Sanırım kişi başı giriş 24 dolardı ve bu fiyatın içerisinde çeşitli aktiviteler de yer almaktaydı.  (teleferik var onu mutlaka deneyin). Ayrıca akşamları laser showlar felan oluyormuş , biz gidemedik siz giderseniz bu showları izleyebilirsiniz. 2. günün son durağında ise Lenox Mall ‘e gitmiştik. Orada epey bir gezdik. Malum Türkiye’de her şey 2 -3 katı daha pahalı olduğundan baya bir alışveriş de yaptık.:)

Atlanta gezimizin son gününde ise alışveriş ağırlıklı bir program yapmıştık. Şehre yaklaşık 1 saat uzaklıkta olan North Georgia Premium Outlet Mall ‘e gittik.  Orada hemen hemen bütün mağazaları girdik çıktık ama bizim en çok ilgimizi çeken saatler ve parfümler olmuştu. Tabi biz de her Türk gibi Tommy, Calvin Klein ve Guess ‘ide es geçmedik evelallah.:) Dönüşte de bir kaç Ross ve JP Penny mağazasına uğradık. Özellikle Ross’larda süper alışveriş yaptık. Sanırım en ucuz şeyler orada yer almaktaydı. Kıyafetten, ayakkabıya, ev eşyalarından, çatal bıçak takımına kadar ne isterseniz vardı.

Atlanta’da işlerimizi bitirmemizin ardından Washington’a doğru erkenden yola çıktık. Yol üstünde yer alan Charlotte ve Virginia’yada kısa süreli molalar verdikten sonra, vakit kaybetmeden Washington’a doğru ilerledik. Arabada 3 tane şoförümüz olduğundan sık sık şoför koltuğunu değiştiriyor ve kimsenin yorgun argın olmasını istemiyorduk.

Bazı yerlerde yolun tamamen boş olmasına rağmen hızlı gitmemeye çalışıyor ve elimizden geldiğince trafik kurallarına uyuyorduk. Kaldıki yolculuğumuz esnasında çok sayıda polis pusuya yatmış ceza kesmek için adam arıyordu:)

Washington

Uzun bir yolculuğun ardından nihayet Washington’a varmıştık.  Yolculuğumuz yaklaşık 10 saate yakın sürmüştü ve vardığımızda akşam saatleriydi. O yüzden oraya vardığımız akşam pek bir şey yapamadık. Otelde barbecue partisi vardı . Ona katıldık sadece. Bu arada bizim kaldığımız otelin ismi Courtyard Seattle Downtown/Pioneer Square’di . Otel çok iyi bir otel değil bence ama bir çok noktaya yakındı. Ayrıca shuttle ‘ları vardı. O bizim baya işimize yaradı açıkçası.

Biz Washington’da 2 gün kalmayı planlıyorduk. Fazla vaktimiz olmadığından, ilk gün erkenden kalkıp, kahvaltımızı yaptıktan hemen sonra otelin shuttle’i ile Beyaz Saray’a gitmeye karar vermiştik. Shuttle’dan Beyaz Saray’a yakın bir yerde inmiş , oraya doğru bir 10-15 dk yürümüştük. Vardığımızda ise Beyaz Saray hepimizin gözüne küçücük bir bina gibi gözükmüştü. 🙂

Ne bilim TV de çok büyük gözüküyordu aslında. Orada bir kaç foto çektirdikten sonra  Ellipse’in yanından geçip , Presindent Park’a uğrayıp Washington Monument’a doğru ilerledik. Sanırım arası bir 10 dk vardı. Washington Monument bu arada aynı bizim Sultan Ahmet’te ki dikili taşlara benziyor :)Orada da biraz oyalandıktan sonra Capitol binasını arkamıza alıp önce World War 2 Memorial anıtına daha sonra da Lincoln Memorial’a kadar yürüdük.  Yürüyüş esnasında reflecting pool un yanından geçtik.  Sanırım o havuz Forest Gump filminde , Forrest Gump’un Jayne’le buluştuğu yerdi. Filmi izlediyseniz hatırlarsınız. Neyse bu gereksiz ayrıntıyı geçiyorum hemen:)

Lincoln Memorial ‘a vardıktan sonra biraz soluklandık ve geldiğimiz yolu tekrar yürüdük. Jefforson Memorial ‘a biz uğramadık çünkü o havuzun öbür tarafında kalıyordu.  Tüm bu gezmelerimiz bizim epey bir saatimizi almıştı. Aslında birbirine yakın yerler ama fotoğraf çektirme ve tadını çıkara çıkara gezme yüzünden 5-6 saati bulmuştu. Akşam yemeğini de yedikten sonra metro ile otelimize dönmüştük. (Eğer Beyaz Saray’a metro ile gideceksiniz , Federal Triangle istasyonunda inmeniz gerekiyor.)

İkinci gün ise biz müze gezmeye karar vermiştik . Bu sebepten Capitol binası tarafina doğru gitmiştik. Orada ilk uğradığımız müze Smithsonian National Museum of American History ve hemen yanında bulunan Smithsonian National Museum of Natural History idi. İlk müzede biz biraz sıkılmıştık fakat ikinci müze fena değildi. Natural history müzesinde dinozorların birebir kopyaları bulunmaktaydı. Güzel yer seversiniz 🙂

Sonra da biz National Gallery of Art’a gitmiş fakat sanatsal şeylerden pek anlamadığımızdan dolayı orada çok kalmamıştık  🙂 Ardından yolun diğer tarafına geçmiş ve diğer müzeleri gezmeye başlamıştık. National Museum of the American Indian ‘da orayı da hızlı bir şekilde tamamlayıp diğer müzeye geçtik.  Artık hepimiz müze kusmak üzereydik:)Ama son bir müze daha gezebiliriz diye düşünüyorduk.

Bu doğrultuda Smithsonian National Air and Space Museum ‘a da gittik ve gittiğimize gerçekten değmişti. Çok eski uçaklardan , uzaya gönderilen araçlara kadar değişik şeyler bulunmaktaydı.  Kısacası gezdiğimiz müzeler içerisinde en güzeliydi diyebilirim. Bu arada, bu müzelerin hemen yakınında Washington Botanik Garden ‘da bulunmaktaydı ama biz yorgunluktan bitkin düştüğümüzden Washington turumuzu artık tamamlamıştık.  Son bir bilgi daha müzelere giriş ücretsizdi.

Newyork

Washington’da olan işlerimizi bitirdikten sonra, bir sonraki gün esas destinasyonumuz olan New York ‘a doğru  ilerliyorduk.  Bu arada mesafe çok fazla olmamasına rağmen kaç tane toll road ‘dan geçtik hatırlamıyorum bile. (10 vardı sanırım) Yaklaşık 3-4 saatlik yolculuğumuzun ardından New York’a varmış ve direk olarak otelimize gitmiştik. Bizim kaldığımız otelin ismi Teaneck Marriot Glenpointe NJ idi. Otel tipik bir şehir oteliydi ve hemen hemen her extra bir şey paralıydı. Hatta o kadar abartılmıştı ki business center’da ve lobby’de  bile internet kullanmak paralıydı.

Otele yerleştikten sonra biz hemen Times Square ‘a gitmek istemiştik. Otelin resepsiyonunda çalışanlar oraya araba ile veya halk otobüsü ile gideceğimizi söylediler . Fakat  araba ile gidersek parking lot’ların 50-60 dolar arası değişeceğini söyleyince biz de Times Square’e halk otobüsü ile gitmeye karar vermiştik.  🙂

Derken Times Square’e yakın bir yerde otobüsten inmiş, oraya doğru hep beraber yürüyorduk. Benim hayalimde daha sıkıcı bir yer varken New York benim beklentilerimin tamamen aksine bir yer çıkmıştı. Yürürken dünyanın çeşitli yerlerinden farklı farklı insanları görüyor ve hiç sıkılmıyordum. Times Square’e gidince adeta büyülenmiştim . Her yer  dev led ekranlarla dolu, her yer ışıl ışıl ve her yerde insan seli vardı.  Biz orada baya bir fotoğraf çektirmiş epey bir vakit geçirmiştik.

Yoğun fotoğraf faslının ardından, Times Square’in paralelinde yer alan 8 th Avenue’yu gezmiş, gezerken Madame Tussauds müzesine de bir uğramıştık. İçeri girmedik ama önünden bir geçtik işte:)Bizim gittiğimizde kapıda Morgan Freeman ‘ın mumyasını yapmışlardı . Şimdi ne var bilmiyorum:)  Daha sonra Empire State ‘e doğru gitmiştik. Oranın en üst katına çıkmak adam başı 25 dolar olduğu için biz yukarıya çıkamadık çünkü paramız suyunu çekmek üzereydi 🙂

Empire State’in o tarafları da  biraz dolaştıktan sonra yürüyerek  5th Avenue üzerinden Central Park’a gittik. Central Park’a vardığımızda hepimiz çok yorulmuştuk.  Central Park’ın girişinde dansçıları izleyerek biraz yorgunluğumuzu attık ve sonra parkın içerisinde gezmeye başladık. O kadar yoğun trafiğin ve insan kalabalığının olduğu bir hayatın içerisinden birden sessiz sedasız bir parka girince hepimiz biraz huzur bulmuştuk 🙂 Bu huzur , hepimizi mayıştırdığı ve iyice uykumuzu getirdiği için hava kararmadan otelimize dönsek iyi olur artık dedik. 🙂 Bu arada park çok büyük olduğu için biz sadece bir kısmını gezebildik .

İkinci günümüzde ise tekne turu yapmak için erkenden otelimizden ayrılmıştık.   Biz yine bildiğimiz yol en iyi yol deyip , Times Square’e en yakın yerde otobüsten inmiş ve daha sonra 12th  avenue’ye kadar yürümüştük. Oraya vardığımızda maalesef kuzenimin gazına gelerek 2.5 saatlik olan tekne turunu satın aldık:) Turun ilk 1 saati süper geçmiş daha sonra ise bitse de gitsek moduna girmiştik:) İlk bir saatte özgürlük anıtını , Brooklyn Bridge’i gördükten sonra işin pek bir numarası kalmıyor açıkçası. (tekne turu firması circle line)

Turun bitmesinin ardından  metro ile Broadway taraflarına gittik. Orada World Trade Center’i ve New York Stock Exchange binasını gördükten sonra, Charging Bull heykeline doğru gittik . Bu arada, insan boğa heykelini görünce kendini birden Kadıköy’de sanıyor 🙂

Broadway taraflarını da gezdikten sonra istikamet China Town’du. Oraya varınca kendimizi gerçekten Çin de gibi hissetmiştik.  Her şey Çince ve Çin’le alakalıydı. Amerika’da kanunların o kadar güçlü olmasına rağmen orada nasıl sahte saatlerin ve çantaların satılıyor olmasına hayret etmiştik doğrusu.  China Town’dan sonra  Little Italy’ye ve ardından Soho’ya gittik. Little Italy’de her yer İtalyan restaurant Soho’da ise hep pahalı markaların mağazaları yer almaktaydı. Biz bu iki yeri de gezmemizin ardından otelimize geri dönmüştük.

Philedelphia

Sabahleyin uyanır uyanmaz otelden check out’umuzu yapmış ve Philedelphia’ya doğru yola çıkmıştık. Philedelphia’ya da philly cheese steak yemek ve ”liberty bell” ‘i görmek istiyorduk.  Biz ilk olarak özgürlük çanını görmeye karar verdik ve bunun için Liberty Bell Center’a gittik.   Benim hatırladığım kadarıyla bu çan Amerika’ya çeşitli organizasyonlarda kullanılmak üzere Londra’dan getirilmiş.

Çan geldikten sonra ise ilk deneme de hemen kırılmış. Sonra 2 bakır ustası tamir etmek için çana sonradan bakır eklemiş fakat sesi çok kötu çıkmaya başlamış. Sonra tekrardan bakır eklemişler ve biraz daha düzeltmişler. Bağımsızlık bildirgesinin açıklanmasından sonra bir daha çalmışlar ama bu sefer iyice kırmışlar çanı :)O gün bu gündür de bu çan,  Amerikalılar tarafından  bağımsızlık çanı olarak isimlendirilmiş. Bu arada,Liberty Bell Center sabah 9 – aksam 5 arası açık ve market street üzerinde yer almakta. 16:55 ‘den sonra içeriye kimseyi almıyorlar 🙂 İçeriye girmek ücretsiz.

New Jersey

Yukarıda da yazmıştım bizim New York seyahatimiz süresince kaldığımız otel New Jersey tarafındaydı.  Maalesef hem vakitsizlikten hem de önemli gezilecek yerlerin New York tarafında olmasından dolayı New Jersey tarafına pek eğilememiştik. Bu yüzden içimizde bir uhde kalmıştı. Biz de bu eksikliği biraz olsun gidermek amacıyla son bir hamle yaparak Atlantic City’e gitmeye karar verdik.

Kumarhaneleri ile ünlü olan  Atlanticy City’ye vardığımızda ilk olarak bu kumarhaneler nasıl bir yermiş deyip  bir iki tane casino gezelim dedik :). Ve Tropicano Casino and Resort ile Trump Plaza Hotel and Casino’ya gittik.  Size çok samimi söylüyorum kumarhaneler devasa büyüklükteydi.  Sadece pokerin oynandığı farklı farklı en az 5 -6 salon vardı. Oyun makinaları, black jackler, pokerler, neler neler. Benim ismini duyduğum bütün kumar oyunları vardı. Bir okey görmedim valla 🙂 Neyse, bizim kumarla bir alakamız olmadığından bize kumarhane gezmek eziyet gelmişti açıkçası. O yüzden biz oralarda çok vakit kaybetmeden dışarı çıktık ve Boardwalk’ta  güzel bir yürüyüş yaptık. Boardwalk böyle nasıl söyleyeyim bizim Kadıköy sahil gibi bir yer. Yürürken hiç sıkılmıyorsunuz. Sonra da Pier Shops at Caesars a gittik . Orada da bir kahve içtikten sonra Atlanta’ya doğru yola koyulduk.

Atlanta’ya döndükten sonra kağıt üzerinde Miami’ye gitmek vardı ama kendimizi evimize attıktan sonra hepimizin pili bitmişti. 1 hafta kendimize gelemedik. Çok eğlendik ama çok yorulduk. Böylece yıllarca unutamayacağımız güzel bir hatıramız oldu.

Check Also

Edirne’de Gezilecek Yerler Nerelerdir?

Güzide illerimizden biri olan Edirne’nin gezilmesi gereken yerlerini sizler için yazdık. İşte Edirne’de görülmesi gereken …

Dünyanın En İyi 30 Sanat Oteli

Seyahetlerimizin en önemli parçalarından biri konaklayacağımız yerler oluyor. Kimi zaman oteller sunmuş oldukları hizmetlerle beklentilerimizi …

İslami Balayı İçin En Popüler 5 Destinasyon

Rüya gibi bir tatil yapmak istiyor, balayınızı ölümsüzleştirmek istiyorsanız iyi bir yere gitmeniz şart. Uzun …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir