Yeni Yazılar
Ana Sayfa » Faydalı Bilgiler » Türkiye‘de Çayın Tarihi

Türkiye‘de Çayın Tarihi

Çay Bitkisi

Latince adı, Camelia Sinensis olan çayın anavatanının Yukarı Brimanya olduğu kabul edilir. Buradan da kuzey doğuya ve güney batıya yabanıl olarak yayıldığı düşünülmektedir. Günümüze gelinceye kadar çayın başlıca çeşitleri olan Assam ve Çin çaylarından çok sayıda melez oluşturulmuştur. Bugün yaklaşık 1500 çeşit çay vardır.

Tarım alanının iklimi ve deniz seviyesinden uzaklığı, çayın kalitesini belirleyen önemli etkendir. Çayın aromasının yoğunluğu, her şeyden önce tarım alanının denizden yüksekliğine bağlıdır. Çay bitkisi ne kadar yüksekte yetişirse, aroması o kadar iyi olur. Deniz seviyesinden 2400 m yükseklikte yetiştirilen Seylan Çayı, üretimindeki zorluğu ve yoğun aroması nedeniyle, son derece değerlidir.

Çayın tadını ve kalitesini belirleyen başka bir özellik de, hasat sırasında en üstte bulunan iki yaprakla çay filizinin elle koparılmasıdır. İklim ve toprak gibi sürgün adı verilen çay hasatları da çayın tadının farklılaşmasında etkendir.

Çayın Tarihçesi

Çay, dünyada sudan sonra, en fazla içilen ve içme alışkanlığı gittikçe artan bir bitki olarak 5000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Yaygın bir efsaneye göre, büyük Çin İmparatoru Shen Nung’ın hizmetlilerinden biri bahçede su kaynatırken bir yaprak kaynayan suyun içine düşer. Yaydığı koku imparatoru etkiler. Kokusunu beğenen imparator, tadını da denemek ister ve çay o gün bugündür insanoğlunun vazgeçilmez dostu haline gelir. Çay konusunda ilk geniş çaplı araştırma M.S. 733-804 yılları arasında yaşayan Lu Yu’ya aittir. “Çay Kitabı” adlı eserinde, çay hakkında; üretiminden tüketimine, sistemli ve kapsamlı bilgi vermektedir. Böylece çay üretimi ve tüketimi daha da yaygınlaşma imkânı bulmuştur. Avrupa’nın bu gizemli tat ile buluşması 17. yüzyılda gerçekleşir. İngilizler, sağlık ve zindeliğin sunulduğu bu sıcak içeceği o kadar çok benimserler ki, bunu bir yaşam tarzı haline getirirler adeta. 18. yüzyılda da bugün dünyanın en büyük çay yetiştirilen bölgesi sayılan Assam ve Seylan Adası’nda çay bahçeleri oluştururlar. Üretilen bu çayları Avrupa’ya hızlı olarak taşımak için de, süratli yelkenliler yaparlar.

Türkiye ‘de Çayın Tarihi

Osmanlı döneminde 16. yüzyıldan itibaren çay yaprağına rastlanıyor. Ancak çay bu dönemlerde çok az kişi tarafından ve ıtriyat olarak kullanılmıştı. 1839’da Tanzimat’ın ilanından sonra başlayan dönemde çay yavaş yavaş kahvaltılarda boy gösterdi. Çay tarımı ise Sultan İkinci Abdülhamid döneminde başladı.

Her alanda modernleşmenin başladığı İkinci Abdülhamid döneminde tarımda da Avrupai tarza geçilmeye çalışılmıştı. Bir taraftan asırlardır ekilen ürünlerin rekoltesi artırılmaya çalışıldı. Diğer taraftan ise Osmanlı topraklarında bulunmayan ürünler yetiştirilmeye çalışıldı. Çay da bu ürünlerden biriydi. Uzakdoğu’dan ithal edilen çay tohum ve fidanları İstanbul, Bursa ve Selanik gibi yerlerde tarlalara ekilerek yetiştirilmeye çalışıldı.

Türkiye’de çay ilk defa çiftçiler tarafından 1870’lerin sonlarında Artvin bölgesinde yetiştirildi. Kemalettin Kuzucu’nun araştırmalarına göre 1878’de, Hopa’da ve Arhavi’de çay ekimi başarılı olmuştu. Çalışmak için Rusya’ya giden yöre erkekleri, oradan getirdikleri çay fidanlarını evlerinin bahçelerine ekmeleri sonucu çay Türkiye’ye girmişti.

Çay kısa bir süre sonra kazanç kapısı haline gelince, devlet çaya vergi koydu. Çiftçilerin bu durumdan şikâyetçi olmaları üzerine Trabzon Valisi Yusuf Ziya Paşa vergi koymak yerine çay üretiminin teşvik edilmesi gerektiğini hükümete bildirdi. Valinin bu müracaatı üzerine vergiler kaldırıldı.

Çay ekmediğimiz yer kalmadı…

Doğu Karadeniz’de bu gelişmeler yaşanırken Osmanlı yönetimi Uzakdoğu’dan çay tohum ve fidanı ithal edip, çay ekimini geliştirmeye çalıştı. 1880’li yılların sonunda Bursa Valisi İsmail Hakkı Paşa zamanında Japonya’dan getirtilen çay fidanları Bursa’da dikildi. Ancak Bursa ikliminin çay ziraatına elverişli olmaması yüzünden netice alınamadı.

1894’te İstanbul’da çay yetiştirilmeye çalışıldı. Bu teşebbüs de neticesiz kaldı. Bu teşebbüslerin neticesiz kalması üzerine Osmanlı yönetimi vilayetlere ziraat müfettişleri göndererek arazi yapısı ve iklim özelliklerinin incelenmesini istedi.

Hazırlanan raporlar incelendikten sonra İkinci Abdülhamid’in emriyle 1894’te çay ekimi için yeniden teşebbüse geçildi. Japonya’ya çay fidan ve tohumları sipariş edildi. Türkiye’de yetiştirilen çaylar inceletildi.

Çayın ekimi ve bakımı için bir talimat hazırlandı. Ardından imparatorluğun dört bir tarafında çay yetiştirilmesi için faaliyete geçildi. Erzurum, Sivas, Ankara, Bursa, Aydın, Adana, Halep ve Suriye’nin değişik bölgeleri ve İstanbul’da çay ekimine başlandı. Ancak bu teşebbüs çay ekimi için seçilen şehirlerin ikliminin elverişsizliğinden dolayı bir netice vermedi. İşin ilginç tarafı Doğu Karadeniz’de çay yetiştiği bilinmesine rağmen bölgede üretimin artırılması yoluna gidilmemesiydi.

İkinci Abdülhamid çayın üretimine önem verip, konuyla ilgili her türlü gelişmeyi yakından takip etti. 1896’da Buharalı Yusuf Trabzon’da yetişen çay yapraklarını henüz genç filizler halinde iken ağaçtan toplayarak işlemiş ve beyaz çay elde etmişti. Padişaha bir paket çay hediye etti. Bundan memnun olan İkinci Abdülhamid, Trabzon ve çevresinde çay ekimini inceletti. Çay ve kahve ziraatı hakkında bir kitap yazan Hollandalı Hobbis’i de saraya çağırıp, ödüllendirmişti.

Rize’ye çayı 1912’de Hulusi Karadeniz getirdi.

Rize’ye çayı getiren kişi 1910’larda Rize Ziraat Odası reisliğini yürüten Hulusi Karadeniz’dir. Hulusi Bey, Rusya’nın işgali altında olan Batum ile Rize’nin iklim şartlarının benzediğinden hareket ederek, 1912’de oradan Rize’ye tohum getirdi. Bahçesine ektiği çay tohumları kısa bir süre sonra netice verdi ve çay filizleri yükseldi. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması ve Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girmesi çay tarımı teşebbüsünü akim bıraktı. Rize’nin Ruslar tarafından işgali üzerine Hulusi Bey göç etti. Rize’nin işgalden kurtulmasından bir süre sonra 1919’da Rize’ye geri döndüğünde çay meselesine tekrar el attı.

Cumhuriyetten sonra Karadeniz soyadını alan Hulusi Bey, çay ile ilgili tecrübelerini Dışişleri Bakanlığı’na ve Halkalı Ziraat Mektebi hocalarından Ali Rıza Bey’e (Erten) bildirdi. Ali Rıza Bey çay konusunda inceleme yaptı ve bu konuda raporlar hazırladı. Hulusi Karadeniz ve Ali Rıza Erten’in gayretleri modern çaycılığın kurucusu Zihni Derin ile cumhuriyet hükümetinin çay politikasının ilham kaynağı oldu.

Çay içen ilk Türk kimdi?

Tarih kitaplarında Türklerin, Anadolu’ya gelmeden önce Orta Asya’da çayla tanıştıkları yazıyor. Kazan Tatar Türklerinden dil islahatçısı, Abdül’l-Kayyûm Nâsırî, “Fevakihü’l–Cülesâ” adlı eserinde, 12. yy’da Kazakistan’da yaşayan Türk şair Hoca Ahmet Yesevi’nin çayı içen ilk Türk olduğunu anlatıyor. Nâsırî, Hoca Ahmet Yesevi’nin misafir olduğu Türkmen komşunun evinde içtiği sıcak çayın yorgunluğunu giderdiğini ve “Hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar” diye dua ettiğini yazıyor.

Kaynak:
http://www.ntv.com.tr/arsiv/id/24988563/
http://www.rize.gov.tr/default_b0.aspx?content=126
Tarihçi Yazar Erhan Afyoncu

Check Also

Edirne’de Gezilecek Yerler Nerelerdir?

Güzide illerimizden biri olan Edirne’nin gezilmesi gereken yerlerini sizler için yazdık. İşte Edirne’de görülmesi gereken …

Dünyanın En İyi 30 Sanat Oteli

Seyahetlerimizin en önemli parçalarından biri konaklayacağımız yerler oluyor. Kimi zaman oteller sunmuş oldukları hizmetlerle beklentilerimizi …

İslami Balayı İçin En Popüler 5 Destinasyon

Rüya gibi bir tatil yapmak istiyor, balayınızı ölümsüzleştirmek istiyorsanız iyi bir yere gitmeniz şart. Uzun …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir